Etkinlikler HAKM

<< May 2012 >> 
 Mo  Tu  We  Th  Fr  Sa  Su 
   2  3  5
  7  8  9101112
14151619
212223242526
28293031   

search

Statistics

Content View Hits : 34963



QUO VADİS (NEREYE) TÜRKİYE? PDF Print
There are no translations available.

  Baykal Arslanbuga
 
 
Cumhuriyetimizin kuruluşu 1923`e dayanır. O günden bugüne cumhuriyetin ve onun değerlerinin yerleştirilmesi, ülkenin modernleşmesi cumhuriyeti kuran başta Atatürk olmak üzere cumhuriyet önderlerinin amacı olmuştur. Cumhuriyet gücünü halktan alan, halkın egemenliğine dayalı bir yönetim biçimidir. Monarşi ise gücünü padişah, kral vb. bir kişiden alan  yönetim biçimidir. Cumhuriyet ile birlikte  vücuda getirilen  devlet aygıtı da  halkın egemenliğini uygulamak adına oluşturulmuş bir oluşum, tüzel kişiliktir. Bu aygıtın işleyişi için belirlenen temel prensipler  de anayasa metinlerinde yer alır.


 

Bugüne kadar yapılmış en kötü, özgürlükleri kısıtlayıcı anayasalar bile, uygulamada ciddi sorunları olmakla birlikte kişi haklarını güvence altına almış ve devlet aygıtının işleyişinde vatandaş karşısında  tarafsızlığını güvence altına almıştır.


 

Anayasa`nın 10. maddesine göre:


 

„Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.


 

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde  kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.“


 

Devlet organlarının faaliyetlerinde vatandaş karşısındaki  tarafsızlığını ve eşitliği


 

koruma sorumluluğu hiç bir dönem bu denli ihlal edilmemiş, devlet organları tümüyle partizanca bir hizmet anlayışı içinde olmamıştır.


 

Bunu bir kaç somut örnekle açmak  gerekiyor.


 

2)     YÖK/ÖSYM:


 

YÖK`e bağlı kuruluş olan  Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) üniversiteye giriş sınavlarını organize etmektedir. Bugüne değin bu sınavları başarıyla organize eden ÖSYM AKP iktidarının göreve getirdiği, kendisi akademik kariyerinde intihal yaptığı kesinleşmiş olan Ali Demir döneminde kopya skandallarıyla çalkalanıyor. Geçen sene Kamu Personeli alim sınavında bazı adaylara soruların  maille bildirildiği ortaya çıkması üzerine sınav iptal edildi. Bunu takiben bir kopya-şifre skandalı  da bu yıl  1,5 milyondan fazla öğrencinin girdiği Üniversiteye giriş sınavında ortaya çıktı. Görünen o ki iktidar yandaşlarını üniversitelere ve kamu kurumlarına getirmek için sınav sistemi  ile dahi oynuyor.


 

3)     İstihbarat kurumları


 

Cumhuriyeti, devleti, kişi hak ve özgürlüğünü korumak devletin anayasal bir görevi. Bu görevi yapmak için Emniyet`in, Jandarma`nın, Milli İstihbarat`ın oluşturulmuş istihbarat birimleri var. Son kaset skandallarıyla da iyice anlaşıldığı üzere Türkiye`de neredeyse bütün muhalif siyasetçiler dinlenmiş, insanlar aylarca izlenmiş, haklarında bilgi toplanmış,  evlere, otel odalarına gizli kameralar yerleştirilmiş, ortam dinlemeleri yapılmış. Tüm bunlarınürünü kasetler seçimlere kısa bir süre kala iktidar partisi AKP`ye yakın medya kuruluşlarına servis edilmiş.


 

Ülkenin önde gelen siyasetçileri aleyhine bu denli büyük çapta, profesyonel  bir dinleme, izleme, kaset toplama olayı var iken istihbarat kurumlarının tüm bunlardan habersiz olması imkan dışı.Gerçekten öyleyse büyük bir acz içindeler. Yok eğer öyle değilse, diğer ihtimal  dehşet verici! Kişinin hak ve özgürlüklerini  korumakla yükümlü istihbarat kurumlarının kimi yöneticileri kişi hak ve özgürlüklerini ihlal ediyorlar, görevlerindeki tarafsızlığı yitirmişler  halka ve  devlete değil, iktidar partisine hizmet ediyorlar demektir.


 

4)     Emniyet


 

Son dönem polisin AKP karşıtı olanlara karşı uyguladığı sert uygulamalara şahit oluyoruz. Artvin Hopa`da astım hastası olan emekli öğretmen Metin Lokumcu yediği biber gazi sebebiyle kalp krizi geçirerek öldü. Ankara `da halk evleri üyesi bir genç kız Ankara`nın göbeğinde Kızılay`da  sokak ortasında polis tarafından yakaladı ve 20 polis tarafından komaya sokuldu. Vatandaşlar bir zaman sonra müdahale edip, kızı hastaneye götürmeseler kız oracıkta ölecek. Bu  işkencenin gerekçesi o genç kızın AKP ye karşı bir mitinge katılıp, orada panzer üzerine çıkması. Tüm bunları yapan polislere karşı su an değin bir soruşturma açılmış değil.


 

İstanbul`da müze basan şeriatçılara karşı hiç bir şey yapmayan polis, Başbakan Erdoğan`ı stadyumda ıslıkla bile protesto edenleri saptamaya çalışıyor, seçim meydanlarındaki başka partilerin en medeni sloganlarını bile o partilerin kendi binalarından AKP parti yandaşı  gibi indirtiyor.


 

Ergenokon davasında yargılanan bir subayın gözaltına alınması sonrasında karakolda  cep telefonuna polis tarafından kısa bir sürede  Hizbut TAhir örgütü üyelerinin telefon numaralarının yüklenmesi tümüyle skandal. Emniyet halkın değil, AKP Genel Başkanının özel güvenlik örgütüymüş izlenimini veriyor, böyle olduğu icin de halkın neznindeki  zaten sorunlu olan güvenini ve saygınlığını tümden yitiriyor.


 

Vatandaşı korumakla görevli polis, vatandaşın can güvenliğini tehdit ederse ülkede kaos ortamı oluşur ve her kes kendi adaletini sağlama yoluna gider.


 

5)     Yargı


 

Son dönem Ergenokon davasında, ömründe bir araya gelemeyecek kişiler, kanıtı olmayan suçlamalarla  ayni kefeye konup yargılanıyorlar. Ortaya konan kanıtlar da çok şaibeli. Öyle ki kanıt olarak ortaya konan bir mailin sahte olduğunu   bilirkişi olarak görevlendirilen İstanbul Teknik Üniversitesi  ispatladı. Buna rağmen o sahte mail mağdur aleyhine kanıt olarak kullanılıyor. Ayrıca yıllardır insanların tutuklu yargılanmaları kamu vicdanını yaralıyor.


 

Adalet Bakanı Cemil Çiçek`in  Erzincan savcısı Cihaner`i  arayıp,Ismailağa tarikatı örgütüne yönelik açılmış soruşturmanın durdurulmasını istediğini basından hatırlarsınız. Anayasa`ya göre de yargı bağımsızdır. Bakan`ın savcıdan böyle bir istekte bulunması yargı bağımsızlığına darbedir. Bu isteği kabul etmeyen Cihaner Ergenokon suçlamışıyla karşı karşıya kaldı, o da tutmayınca görev yeri değiştirildi. Simdi iktidar yargı bağımsızdır dediğinde ne kadar inanabiliriz ki!


 

Anayasa reform paketi iktidarın yargıçların atanmasındaki yetki alanını genişletti. Anayasa reform paketi değişikliğine ısrarla yargıçların atanmasındaki iktidarın yetki alanını genişleten düzenlemelerin konmasının gerekçesi böylelikle daha iyi anlaşılıyor. Yargı üzerindeki siyasi nüfuzunu  arttırmak.


 

6)     Yüksek Seçim Kurulu


 

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) oy birliğiyle  bağımsız adaylarının adaylıklarını hiç de hukukilik süsü verilmiş yorumlarla iptal etti, tepkiler üzerine de yine hukukilik süsü verilmiş başka yorumlarla  oy birliği ile bu kararı kaldırdı. Bu adayların bağımsızlıklarının iptali en çok AKP iktidarına yarayacaktı. Bu da Yüksek Seçim Kurulu`nun AKP iktidarının nüfuzuna ne kadar açık olduğunu gösteriyor.


 

Yüksek Secim Kurumu`nun (YSK) ve Devlet İstatistik Enstitüsünün verdikleri rakamlar iktidarın emriyle hazırlanmış rakamlar sanki. YSK `nın verdiği rakamlara göre  Türkiye nüfusu  geçen dört yıllık sürede 3 milyon, seçmen sayısı  ise 7 milyon 400 bin artmış...!!!


 

Geçen seçimlerde pek çok insanın ismi seçmen kütüğünden silinirken, ölülerin adına, yine  tavuk kümeslerinin olduğu yerlere bile seçmen kütüğü yazılmıştı. Sorumlular tabii ki cezalandırılmadı.


 

7)     TRT/THY


 

Kamu işletmesi olan TRT sürekli Başbakan`a yakın gazetecilere program yaptırıyor, haberlerde muhalif siyasetçilerden ziyade sürekli iktidar partisi ön plana çıkartılıyor. Hatta bir şehit cenazesinde Başbakan Erdoğan aleyhine slogan atılınca canlı yayın esnasında yayının  sesini  bile kesmişti


 

Türk Hava Yolları`nin Köln müdürü anlaşılan o ki kendisi de Milli Görüşçü, önceden Milli Görüş`ü ziyaret etmeyen, şimdi iktidar  Milli Görüş`te olduğu için Milli Görüş`ü ziyaret eden konsolosları eleştirmiş. Eleştirinin bir gerekçesi de bu konsolosların evlerinde namaz kılınmayışı ve eşlerinin  açık oluşu.


 

Bu liste uzatılır da uzatılır. Tüm bunlar devletin organlarının tarafsızlığını yitirdiğe yönelik ciddi göstergeler. Eğer AKP bu zihniyetle gider, başbakan Erdoğan`ın da istediği başkanlık sistemi anayasa değişikliği ile gelirse artık devlet aygıtı tümüyle padişah, pardon başkan Erdoğan’ın hizmetinde olacak.


 

Cumhuriyet`in ve demokrasinin ağır bedeller ödenerek kazanılmış kazanımları yitirilecek. Soran-sorgulayan, eleştiren vatandaş yerine kişiliksizlestirilmis,  emir kullarından oluşan toplum olacagiz. Ortodağu`da halklar otoriter ve totaliter yönetimlere karşı özgürlük, hak, hukuk için ayaklanırken bizde otoriter bir eğilimin, haksızlık ve hukuksuzların yaygınlaşması çok acı. Türkiye müslüman ülkeler arasında bu gidişat ile model olamaz. Tüm bu gelişmeler karşısında halkın bilinçli ve duyarlı kılınması önemli.


 

Ama çok daha önemlisi bu devlete ve millete vatan ve insan sevgisiyle hizmet eden dürüst kamu personelinin duyarlılığı. Onlar kurumlarındaki yanlışlıklara sessiz kalmazlarsa, görevlerini tarafsız yürütürlerse gidişat daha iyi olabilir. Partizanca hizmet eden kamu yöneticileri de bilmelidirler ki iktidarlar değişince dengeler de değişir o zamankendileri de her türlü partizanca uygulamaya maruz kalmaya kapı açmış olurlar.


 

Zaman bir elek gibidir, ortaya çıkmamış gerçek ve de baki iktidar yoktur.


 

Sultan Süleyman`a kalmayan dünya fani iktidarlara da kalmaz. Önemli olan


 

insanlık için hayırlı, dürüst hizmet vermek ve insanlığa faydalı eserler bırakabilmektir.


 

Ayrıca unutulmamalıdır ki  bir ülkede haksızlıklar, yanlışlıklar oluyorsa bu sadece  bunu yapanlar yüzünden değil, buna seyirci kalanlar yüzündendir de.


 

İsmet Paşa`nın deyimiyle bir  ülkede namuslular, en az namussuzlar kadar cesur olmazlarsa o ülkenin geleceği karanlıktır.